
Neden Portekiz? İlk Yolculukta Bu Ülkeyi Seçmemin Sebepleri
Avrupa’da ilk rotamı belirlerken turist kalabalığından uzak ama kültürle dopdolu bir yer arıyordum. Haritada batıya doğru baktıkça Portekiz çağırdı beni. Atlas Okyanusu’na bakan bu ülke, keşifler çağının doğduğu yerdi. Her köşesinde farklı bir hikâye, her sokakta bir tarih saklıydı.
Portekiz, Avrupa’nın en eski uluslarından biri. 12. yüzyıldan bu yana sınırları neredeyse değişmemiş. Keşifler Çağı’nda Vasco da Gama, Magellan ve diğer büyük denizciler bu topraklardan dünyaya açılmış. Lizbon ve Porto sokaklarında yürürken, sadece taşlarda değil, denize bakan her duvarda bu geçmişin izleri okunabiliyor.
Üstelik bu ülke, kendini bağırmadan anlatıyor. Sessiz ve derin bir zarafeti var. Azulejo karolarıyla kaplı binalar, yokuşlara dizilmiş evler, sarı tramvaylar, morina balığı ve fado müziğiyle insanı içine alıyor. Portekiz’de gezmek sadece mekân değiştirmek değil; bir kültürle yavaş yavaş tanışmak gibi.
Yalnız bir gezgin olarak da kendimi güvende hissettim. İnsanlar yardımsever, şehirler yürüyerek keşfe uygun, ulaşım ağı pratik. Aynı anda hem sakin, hem derin, hem de keşfedilmemiş hissi veren ender ülkelerden biri. İşte bu yüzden ilk yurt dışı yolculuğuma Portekiz’le başlamak doğru bir karardı.
1. Gün – Lizbon’a Varış ve Alfama’nın Yokuşlarında İlk Adımlar
Uçuş Bilgisi ve Varış
İstanbul Havalimanı’ndan Türk Hava Yolları’nın sabah 08:25 uçağıyla yaklaşık 5 saat 40 dakikalık bir yolculuk sonrası, Lizbon’un ana havalimanı olan Humberto Delgado Havalimanı (LIS)’na 11:05 civarında vardım.
Pasaport kontrolü biraz yavaş ilerliyordu; sırada yaklaşık 30 dakika bekledim. Valiz alma ve çıkış işlemleriyle birlikte havalimanından tamamen çıkmam 50 dakikayı buldu.
Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım
Metro ile: Kırmızı hatla Saldanha’ya, ardından sarı hatla Baixa-Chiado’ya geçerek toplamda 35 dakikada merkezdeydim. Tek yön bilet fiyatı: 1.80 €
Bolt/Uber: 20 dakika civarında sürüyor. Günün saatine göre ortalama ücret 8–12 €İlk notum: Valiz hafif olsa bile spor ayakkabı şart. Google Maps’te “10 dakika” olarak görünen bir yürüyüş, Lizbon’un dik yokuşları ve taş döşeli yolları yüzünden gerçekte 20-25 dakikaya uzayabiliyor.
Nerede Kaldım?
Selina Secret Garden Lisbon adlı hostelde kaldım. 4 kişilik karma odada konakladım. Oda temiz, havadar ve yeterince genişti; eşyalarımı kilitli dolaba koyabildim. Ortak banyo her zaman temizdi ve hiç sıra beklemedim. Konumu çok iyiydi: Alfama’ya yürüyerek 15 dakikada, metroya ise 7 dakikada ulaştım. Sessiz bir sokakta ama yakında market ve kafe gibi ihtiyaçlar da var. Kadın gezginler için güvenli ve rahat bir tercih olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Gecelik fiyatlar:Ortak odalar: 25–35 €
Özel odalar: 60–90 €
Alternatif Konaklama Önerileri:
The Independente Hostel & Suites (Bairro Alto): 3–4 kişilik odalarda yüksek tavanlı, geniş yataklı odalar. Vintage dekorasyonlu, sosyal ortamı güçlü. Fiyat: 30–40 € (ortak oda) / 70–100 € (özel oda). Gece biraz gürültülü olabilir ama merkezi konumu ve barı çok popüler.
Hotel Riverside Alfama: Alfama içinde, küçük ve sakin bir butik otel. Deniz manzaralı odaları var. Gecelik 90–120 €. Rahatına düşkünler ya da çiftler için uygun.Be Lisbon Hostel Intendente: 8–10 kişilik karma ve yalnız kadın odaları mevcut. Temiz, düzenli ve bütçe dostu. Metroya çok yakın (Intendente istasyonuna 3 dakika). Gecelik 20–30 €. Sessiz ve güvenli bir atmosfer sunuyor.
İlk Durağım: Alfama Semti ..Neden İlk Durağım Alfama?
Lizbon’u tanımaya başlamak için Alfama, en anlamlı başlangıç noktalarından biri. Çünkü bu semt, büyük 1755 depreminden sağ çıkabilmiş birkaç bölgeden biri. Yani Lizbon’un en eski hali hâlâ burada yaşıyor. Dar sokaklarında yürürken sadece bir şehri değil, bir zamanı da keşfediyorsunuz.
İlk gün bu bölgeyi yürüyerek gezmek, şehre yavaşça alışmak ve ritmini hissetmek için ideal. Özellikle sabahın erken saatlerinde sokaklar daha sessiz, turist kalabalığı az, sokaklar yerel yaşama daha açık.
Sarı Tramvay (28E) Ne Zaman?
28 numaralı tramvay, Lizbon’un en ikonik nostaljik hattı. Ancak sabahları ve öğlen saatlerinde aşırı kalabalık oluyor. Bu yüzden onu ilk gün değil, ikinci ya da üçüncü günün sabah saatlerine bırakmak daha iyi. Tramvay Alfama’dan geçiyor ama bölgeyi yürüyerek keşfetmek, her köşesini sindirerek görmek açısından çok daha etkili.

Praça do Comércio (Ticaret Meydanı) Eğer Alfama’dan batıya doğru sahil hattını takip ederseniz, şehrin kalbinde yer alan Praça do Comércio’ya ulaşırsınız. Burası sadece turistik bir meydan değil; Portekiz’in denizcilik ve ticaret tarihinin simgesel merkezi. Altın sarısı binalarla çevrili bu devasa alan, Tejo Nehri’ne açılıyor. Hem gün batımında oturmak için keyifli, hem de Lizbon’un modern yüzüne geçiş noktası.
Lizbon’a İlk Bakış – Tanıdık Ama Farklı
Lizbon’a ilk adım attığımda “7 tepeli şehir” unvanını gerçekten hak ettiğini düşündüm. Bu inişli çıkışlı sokaklar, kırmızı kiremitli çatılar ve denizle kurduğu içten bağ, bana ister istemez İzmir’i hatırlattı.
Ama Lizbon’un havasında başka bir şey daha var: Sokak aralarından yükselen Fado ezgileri, mavi-beyaz seramik panolar, eski tramvayların tıkırtısı… Her şey bir masalın içine düşmüşsün gibi. Yokuşlar zaman zaman nefes nefese bıraksa da, her adımda farklı bir detayla karşılaşıyor olmak, bu şehri sadece yürünecek değil, keşfedilecek bir yer haline getiriyor.
Lizbon’un ruhu bence Alfama’da atıyor. Arnavut kaldırımlı dar sokakları, balkonlardan sarkan çamaşırları, yaşlıların pencereden attığı bakışları, her köşe başında başka bir sürprizle dolu.
Alfama’da Ne Görülür? (Tarihi, Mimari, Kültürel Ayrıntılarla)
Sé Katedrali (Lisbon Kathedrali): 1147 yılında inşa edilmiş, Lizbon’un en eski kilisesi. Hem Roma Katolik mimarisinin hem de Gotik etkilerin bir karışımı. İçerideki taş sütunlar, yarı karanlık atmosfer ve vitraylar oldukça etkileyici. Giriş ücretsiz.
Kıyafet konusunda dikkat: Resmî olarak belirtilmese de, omuzları açık giysilerden ve çok kısa şortlardan kaçınmak iyi olur. Diz altı etek/pantolon tercih etmek, şapka ile içeri girmemek ve içeride sessiz kalmak bekleniyor. Özellikle ibadet eden ziyaretçiler varsa, flaşsız bile olsa fotoğraf çekmek uygun değil.Miradouro de Santa Luzia: Şehrin klasik kırmızı çatılarla bezeli manzarasını izlemek için en güzel noktalardan biri. Terasta yer alan mavi-beyaz seramik panolar dikkat çekici.
Bunlar Portekiz’e özgü azulejo adı verilen çini işçiliğinin bir örneği. “Azulejo” kelimesi Arapça kökenlidir ve “küçük cilalı taş” anlamına gelir. 15. yüzyıldan itibaren Endülüs etkisiyle gelişmiş; zamanla Portekiz’in kültürel simgelerinden biri haline gelmiştir. Panolarda genellikle dini sahneler, günlük hayat ve tarihsel olaylar işlenir. Bu noktadaki panolarda 1755 Lizbon Depremi sonrası yaşananlar tasvir edilmiştir.

Museu do Fado: Fado müziğinin geçmişten bugüne gelişimini anlatıyor. Eski plaklar, kostümler ve Amália Rodrigues’e ait özel eşyalar sergileniyor. Giriş: 5 €, küçük ama anlamlı bir müze.
Rua dos Remédios & Rua de São Miguel: Bu sokaklarda yürümek, bir açık hava müzesinde dolaşmak gibi. Azulejo kaplı duvarlar, kapı önlerinde oturan yaşlılar, yerel fırınlardan çıkan ekmek kokusu… Her detay gerçek bir yaşam kesiti sunuyor.
Alternatif olarak: Eğer seramiğe özel bir ilginiz varsa, Lizbon’un en özgün müzelerinden biri olan Museu Nacional do Azulejo (Ulusal Seramik Müzesi)’ni ziyaret edebilirsiniz. 15. yüzyıldan günümüze uzanan panolar, 25 metrelik tek parça şehir panoraması ve üretim teknikleri sergileniyor.
Konum: Alfama’dan yaklaşık 20 dakikalık yürüyüş mesafesinde.Giriş ücreti: 10 €
Fado: Bir Ağıttan Fazlası
Alfama’da yürürken uzaktan gelen Fado ezgileri her sokağa bir hüzün katıyor. Bu Portekiz’e özgü müzik türü, denize uğurladıkları eşlerinin ardından kadınların yaktığı ağıtlardan doğmuş.
Fado’nun kraliçesi Amália Rodrigues, sadece Portekiz’in değil dünya sahnesinin en güçlü seslerinden biri. 6 Ekim (ölüm yıldönümü), ülkede ulusal yas günü olarak kabul edilir. Lizbon’da adım başı Fado barı var, ama içeride dinlemek istiyorsanız rezervasyon şart.
Fado Dinlerken Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Şarkı sırasında konuşulmaz. Fado, eğlenceden çok içsel bir anlatım biçimi olduğundan, performans sırasında mekânda tam sessizlik beklenir. Garsonlar bile şarkı süresince servis yapmaz. Siparişlerinizi önceden vermek gerekir. Video ya da fotoğraf çekmek genelde hoş karşılanmaz. Özellikle flaşlı çekim saygısızlık olarak kabul edilir. Alkışlamak doğal ama ölçülü olmalı. Fado, hüzünlü bir müzik olduğu için yüksek sesli tezahürat yerine içten bir alkış tercih edilir.Bazı Fado evlerinde minimum harcama zorunluluğu olabilir. Bu genellikle 30–50 € civarındadır.
Öneri: O Faia-Casa De Fado
Giriş: Ücretsiz ama içki/menü zorunlu
Menü ortalaması: 30–50 €
Performans 20:30’da başlıyor
Öğle Yemeği ve Alternatifler
Samimi bir ortam, kitap dolu raflar, bolca priz. Menü: Ispanaklı-keçi peynirli quiche (8.50 €), ev yapımı limonatalar (2.50 €) Vegan seçenekler mevcut.
Yerel Tatlar: Portekiz, deniz ürünleri açısından Avrupa’nın en zengin mutfaklarından biri. Atlantik kıyısındaki konumu sayesinde günlük taze balık, midye, kalamar, ahtapot ve karides bulmak mümkün. Ama içlerinden biri, Portekiz mutfağında adeta bir sembol: morina balığı (bacalhau).
“Bacalhau”, aslında tuzlanmış ve kurutulmuş morina balığıdır. Taze morinadan farklı olarak, önce suda bekletilerek tuzu alınır ve ardından çeşitli tariflerde kullanılır. Portekizlilerin söylediğine göre “bir Portekizli yılın her günü farklı bir bacalhau yemeği yapabilir.” Özellikle bayram sofralarının ve geleneksel aile yemeklerinin baş köşesinde yer alır.

Alfama’da çok yaygın olan tariflerden biri: Bacalhau à Brás. İnce patates kızartması, soğan, yumurta ve maydanozla karıştırılarak hazırlanıyor. Hem yerel, hem doyurucu.
Ginjinha: Vişne likörü (1 shot: 1 €) – yerli halkın sevdiği küçük ritüellerden biri.
Portekiz Şarapları: Ülke genelinde kaliteli üzüm bağları bulunuyor. Özellikle Douro Vadisi, Alentejo ve Dão bölgeleri dünyaca ünlü. Kırmızıdan beyaza, porto şarabından köpüklüye kadar geniş bir yelpaze sunuluyor.
Alkol kullanmayanlar için öneri:
Sumol: Ananas ya da portakal aromalı, gazlı bir meyve içeceği. Portekizliler tarafından çocukluktan beri çok sevilir. Doğal limonata veya nane-şeker kamışı karışımları birçok kafede sunuluyor. Bitki çayları ve taze sıkılmış meyve suları, özellikle vegan kafelerde bolca bulunur.
Bütçesi Az Olanlar İçin:
Zé da Mouraria – dev porsiyonlar, ortalama 10–12 €
A Merendeira – sandviç, çorba, içecek menüsü sadece 6–8 €
Veganlar İçin: Ao 26 Vegan Food Project (yakın mesafe değil ama 15 dakikalık metro yolculuğu ile ulaşılabilir)
Lüks Bir Seçenek: Prado – Michelin tavsiyeli, yerel ürün odaklı modern mutfak
Menü tadımı + şarap eşleşmesi: 75–90 €
Yalnız Kadın Gezgin Notu
Alfama semti, gündüzleri çok canlı. Sokaklar dar olsa da güvenli hissettirdi. Akşam saatlerinde tenha sokaklarda harita açmak yerine rotanı önceden belirlemek iyi olur. Karanlıkta müzik duyduğun yerlere git, sessiz sapa yerlere değil.
Yolda1Kadın’ın Yorumu: İlk günümde, şehrin taş sokakları kadar eski, ama insanı kadar sıcak bir semtle tanıştım. Alfama bana biraz kaybolmanın bazen en iyi rehber olabileceğini hatırlattı. Yalnız olmak bir eksi değil; çünkü Lizbon’un sesini yalnızken daha net duyuyorsun.
2. Gün – Belém: Keşiflerin İzinde, Tarihle Yüz Yüze
Lizbon’daki ikinci günümde rotamı batıya, Belém semtine çevirdim. Burası sadece manzara değil; tarih, keşif, gurur ve tat barındıran bir durak. Portekiz’in denizcilik mirasını bu kadar güçlü hissettiğim başka bir yer olmadı. Güne ise klasik bir Portekiz kahvaltısıyla başladım.
Lizbon’da Kahvaltı Alternatifleri
Sabah kahvaltımı kaldığım hostelin yakınlarındaki Pastelaria Alcobaça adlı yerel bir pastanede yaptım.
Kahve kültürü burada çok güçlü. Genellikle kısa, sert ve hızlı içiliyor.
- Bica: Portekiz’in espresso’su diyebiliriz. Ufak, sert ve uyanmaya birebir.
- Yanına bir de croissant misto aldım – içinde peynir ve jambon oluyor ama ben sade olanını tercih ettim.
- Fiyat: kahve 1.20 €, kruvasan 2.00 € civarı.
Alternatif olarak: Pão de Deus (Tanrı’nın Ekmeği) – Üzeri hindistan cevizli, hafif tatlı ve yumuşak hamurlu geleneksel bir kahvaltılık. Özellikle kahveyle birlikte çok iyi gidiyor.
- Fiyatı genelde: 1.50–2.00 € arasında.
Veganlar için badem sütlü kahve veya zeytinyağlı ekmek seçenekleri bazı kafelerde mevcut. “A padaria portuguesa” bu konuda iyi bir zincir alternatif.
Belém’e Nasıl Gidilir?
Cais do Sodré istasyonundan 10 dakikalık bir tren yolculuğuyla Belém’e vardım.
Tren biletim 1.35 € tuttu. Sabah saatlerinde tren kalabalık değildi. Belém durağından çıkışta manastır ve anıt yürüme mesafesinde.
Görülmesi Gereken Yerler
Jerónimos Manastırı (Mosteiro dos Jerónimos)
Belém’in kalbindeki bu devasa yapı, 16. yüzyıldan kalma Manuelin tarzı bir başyapıt.
Taş işçiliği o kadar detaylı ki sütunlara, kemerlere bakarken zamanın nasıl geçtiğini unuttum.
Ve elbette:
Vasco da Gama’nın mezarı bu manastırın içinde yer alıyor. Üzerindeki taş oymalar, Portekiz’in denizcilik mirasına saygı duruşu niteliğinde.
- Giriş: 10 €, kombine biletle Keşifler Anıtı ve Denizcilik Müzesi ile birlikte alınabiliyor.
Keşifler Anıtı (Padrão dos Descobrimentos)
Tejo Nehri kıyısında yer alan bu anıt, Portekiz’in altın çağını simgeliyor. 52 metre yüksekliğindeki bu gemi şeklindeki yapının burnunda Henrique o Navegador (Denizci Prens Henrique) yer alıyor. Onun arkasında sırayla:
- Vasco da Gama
- Pedro Álvares Cabral
- Ferdinand Magellan
- Camões (Portekiz’in ulusal şairi) gibi figürler diziliyor.
Yukarı çıktığınızda tüm Belém kıyısını ve Jerónimos Manastırı’nın çatısını görebiliyorsunuz.
- Giriş: 6 €

Jardim de Belém ve Bir Mola
Gün bu kadar yürüme doluyken, Jardim de Belém adlı parkta biraz soluklanmak iyi geldi. Geniş çimler, banklar, palmiyeler ve yumuşacık bir rüzgar. Yalnız gezginler için keyifli ve güvenli bir durak.
Öğle Yemeği: Morina Zamanı Bugün farklı bir bacalhau (morina) yemeği denedim:
Bacalhau com Natas – kremalı, soğanlı, patatesli fırın yemeği.
Portekiz’in Meşhur Tatlısı: Pastéis de Belém ve Alternatifleri
Ve elbette… meşhur Pastéis de Belém. 1837’den beri aynı tarifle yapılmaya devam ediyor.
Ama dürüst olmam gerekirse: Bana fazla yumurta kokuyordu.
Daha önce Lizbon’da Manteigaria – Fábrica de Pastéis de Nata‘da denediğim nata, damak tadıma daha çok uymuştu.
Orada her yeni tepsi çıktığında kapının önündeki çanı çalarak haber veriyorlar. O çan sesiyle kuyruğa girip sıcacık nata’yı taze taze almak bambaşka bir keyifti.
Tarçın ve pudra şekeri eklemek tamamen isteğe bağlı; masalarda küçük kaplarda hazır bulunuyor.
Nata nedir?
Portekiz’e özgü bu tatlı, milföy benzeri çıtır hamur içinde yoğun yumurta sarılı, sütlü, vanilyalı bir muhallebiyle hazırlanıyor. Üstü hafifçe yanık karamelize olur ve çıtır-yoğun bir kontrast oluşturur.
Yine de Pastéis de Belém’i görmek, tarihi atmosferi solumak kesinlikle değerdi.Adet fiyatı: 1.40 €

Bugün Ne İçtim?
Bugün şarap tercih ettim: Vinho Verde (Yeşil Şarap).
Aslında rengi yeşil değil; “genç şarap” anlamında kullanılıyor. Hafif, ferah ve düşük alkollü – yaz için birebir.
- Kadeh: 3–4 €
Alkol kullanmayanlar için:
- Sumol (ananaslı gazoz),
- Nane-limon şerbeti,
- Taze portakal suyu Belém’deki kafelerde kolayca bulunuyor.
Yalnız Kadın Gezgin Notu
Belém geniş ve turistik bir alan. Gün boyunca kalabalık ama güvenli. Parklar, kıyı sahil yürüme alanları ve müzeler tek başına gezen biri için gayet rahat.
Ben de saat 17:30 gibi trene binerek Lizbon merkeze döndüm. Yol yaklaşık 10 dakika sürdü. Dönüşte Cais do Sodré civarında kısa bir yürüyüş yaptım ve Time Out Market‘e uğrayarak atıştırmalık bir şeyler aldım.
Burası Lizbon’un en popüler gastronomi duraklarından biri. Eski bir pazar yerinin dönüştürülmesiyle kurulan bu modern yemek alanında ünlü Portekizli şeflerin küçük stantları, tatlı köşeleri, deniz ürünleri barları ve dünya mutfağından örnekler bir arada bulunuyor.
Yalnız gezginler için de oldukça güvenli ve rahat bir ortam. Burada bir tezgâhtan Bolinhos de Bacalhau (morina köftesi – haşlanmış patates ve tuzlanmış morina balığının püre haline getirilip maydanoz, soğan ve bazen yumurtayla harmanlanarak kızartıldığı geleneksel Portekiz atıştırmalığı) ve yanında küçük bir kase Caldo Verde (lahana çorbası) tercih ettim. Hafif ama doyurucuydu
- Fiyat: yaklaşık 8 €
Yolda1Kadın’ın Yorumu :Pastéis de Belém’i ilk ısırdığımda burnuma gelen yoğun yumurta kokusu bana, bazı deneyimlerin sırf ünlü olduğu için değil, kendi damak tadına uyması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Aynı gün Manteigaria’daki çıtır hamur ve dengeli tat ile kıyaslayınca, lezzetin ne kadar göreceli olduğunu deneyimledim.
Günün sonunda, yalnız bir gezgin olarak Belém bana hem güvenli hem de hissedilerek gezilebilecek bir rota sundu
3. Gün – Sintra & Cabo da Roca: Sisli Saraylar ve Batı Ucundaki Rüzgar
Lizbon’daki en masalsı ve en yorgun ama en dolu günümdü. Sabah erkenden trenle Sintra’ya, oradan da Avrupa’nın en batı noktası olan Cabo da Roca’ya uzandım. Bugün tarih, doğa ve rüzgarla iç içeydim.
Sintra’ya Ulaşım
- Lizbon Rossio istasyonundan trenle Sintra’ya gittim.
- Yolculuk: Yaklaşık 40 dakika, tek yön bilet 2,45 €
- Sabah saatlerinde tren kalabalıktı; valiz yoksa sorun değil ama çanta göz önünde tutulmalı.
Sintra merkezinden Pena Sarayı’na ulaşmak için 434 numaralı turistik otobüsü kullandım (bilet 6,90 €, gün boyu geçerli).
Pena Sarayı: Renkli Bir Rüya
Sosyal Medya Tüyosu: Renkli kuleleri, pastel sarı ve kırmızı duvarlarıyla Pena Sarayı, Instagram ve sosyal medya için en çarpıcı kareleri sunuyor. Sabah saatlerinde sisle sarılmış görüntüsü özellikle dramatik bir atmosfer yaratıyor.
Sisli bir tepenin üzerinde duran bu rengarenk saray, görür görmez “Gerçekten burası var mıymış?” dedirtiyor.
Romantik mimarinin tavan yaptığı yer. Saray içi biraz kalabalık, ama bahçede yürüyüş yaparken sessiz bir huzur var.
- Giriş: 14 € (saray + bahçe)
- En etkileyici kısım: sarayın sarı-kırmızı kulelerinden Sintra ormanlarına bakmak.

⛰ Castelo dos Mouros: Sisli Surlarda Tarih
Pena’dan yürüyerek yaklaşık 15 dakikada ulaşılabiliyor.
9. yüzyıldan kalma bu kale, surlarından bakarken Sintra’yı küçük bir maket gibi görmenizi sağlıyor.Ayakkabı seçimi burada çok önemli – zemini kaygan ve bol merdivenli.
- Giriş: 8 €
Hediyelik Eşya: Sintra’nın merkezine dönerken, özellikle Rua das Padarias üzerindeki küçük dükkanlarda çok güzel hediyelikler bulabilirsiniz. Azulejo desenli seramikler, geleneksel sabunlar, el yapımı defterler ve Portekizli sanatçıların çizimlerinin yer aldığı baskılar oldukça ilgi çekici.
- Magnetler: 1,5–3 €
- Seramik tabaklar: 10–20 €
- El yapımı sabunlar: 2–5 €
Sosyal Medya Tüyosu: Baş aşağı inen spiral kuyu, taş köprüler ve mistik bahçeler hem etkileyici kareler hem de özgün içerikler oluşturmak için birebir. Loş ışıkta bile güçlü kompozisyonlar yakalamak mümkün. Bugünün en sürprizli yeri kesinlikle burasıydı. Gizli tüneller, mistik kuyular, sembollerle dolu süslemeler… Bir yer görsel olarak bu kadar zengin olabilir mi? Kaybolmak burada keyifliydi.
- Giriş: 10 €
Cabo da Roca: Kıtalar Arasına Karşı
Sintra istasyonundan 403 numaralı otobüs ile yaklaşık 45 dakikada Cabo da Roca’ya vardım. Yol virajlı ama manzara nefes kesici.
Avrupa’nın en batı ucu. Uçurum, okyanus ve rüzgar…
- Otobüs bileti: 4,50 €
- Yanımda mutlaka ince mont bulundurdum; rüzgar çok sert.
Ne Yedim?
Sintra’da sabah yoğun tempoya başlamadan önce, istasyona yakın Café Saudade‘de kısa bir kahve molası verdim. Burası tarihi bir binada, sakin atmosferi ve taze kahveleriyle çok rahatlatıcıydı.
- Bica (Portekiz espressosu) ve yanında küçük bir pastel de feijão (fasulye ezmeli geleneksel bir tatlı) tercih ettim.
- Fiyat: toplam 3,50 € civarı.
Öğle arasında Pena Sarayı’ndan aşağıya indikten sonra, Sintra merkezde Tascantiga adlı küçük bir restoranda durdum:
- Menüde vejetaryen mercimek güveci, keçi peynirli salata, ve geleneksel Alheira (dana ve kuzu etinden yapılan tütsülenmiş sosis) gibi seçenekler vardı.
- Fiyatlar: 8–12 € aralığında.
- Veganlar için: Nohut salatası, ızgara sebzeli bulgur tabakları gibi opsiyonlar vardı.
Cabo da Roca: Kıtalar Arasında, Rüzgarla Baş Başa
Sintra istasyonundan 403 numaralı otobüsle yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk sonrası Cabo da Roca’ya ulaştım. Yol dar ve virajlı ama yemyeşil ormanların içinden geçmek huzur vericiydi.
- Avrupa’nın en batı noktası olan bu uçurumda rüzgar gerçekten şiddetliydi; ince mont burada hayat kurtarıcı oldu.
- Uçurum kenarındaki tabelada şu yazıyor: “Onde a terra se acaba e o mar começa” – “Toprağın bittiği, denizin başladığı yer.”
Kalabalık Durumu: Öğleden sonra saatlerinde oldukça kalabalık oluyor. Özellikle anıta fotoğraf çektirmek isteyenlerle sıra beklemek gerekebiliyor.
Ziyaret Sertifikası:
- Cabo da Roca’daki küçük turizm ofisinden adınıza düzenlenmiş “Avrupa’nın en batı noktasını ziyaret ettiniz” belgesi alabiliyorsunuz.
- Fiyat: 13 €
Hediyelik Eşya Dükkanları:
- Sertifika ofisinin hemen yanındaki dükkanda magnetler, kupalar, pusulalar, deniz kabuğu kolyeler ve azulejo desenli taşlar satılıyor.
- Fiyatlar: magnetler 2–4 €, kupalar 6–10 €, küçük azulejo tabaklar 8–15 €
Yemek & İçecek:
- Zirvedeki kafede fiyatlar oldukça yüksekti: çay 2,5 €, kahve 3 €, sandviçler 6–7 €
- Alternatif: ben yanıma aldığım meyve, fındık ve küçük sandviçle burada piknik yaptım. Manzaraya karşı sade ama özel bir öğün oldu.
Dönüş:
- 403 numaralı otobüsle saat 18:15’te Sintra’ya döndüm.
- Oradan 19:00 trenine binerek yaklaşık 19:45’te Lizbon merkezdeydim.
Sosyal Medya Tüyosu: Avrupa’nın en batı noktasındaki uçurum manzarası ve okyanusun sonsuzluğu, dramatik ve güçlü kareler için harika bir zemin sunuyor. Özellikle gün batımı saatlerinde çekilen fotoğraflar etkileyici oluyor.
Yalnız Kadın Gezgin Notu
Bugün fiziksel olarak en yorulduğum gündü. Ama doğru bir planlamayla, bu yorgunluk hissi yerine gördüklerimin hazzıyla dolup taştım. Sintra ve Cabo da Roca, kalabalıklardan uzaklaşmak, doğayla bağ kurmak için harika yerler. Toplu taşımada dikkatli olmak, telefon ve çantayı göz önünde tutmak önemli. Cabo’da rüzgar sert, ama içimdeki sessizlik daha da netti.
Yolda1Kadın’ın Yorumu: Sintra ve Cabo da Roca bana sadece güzel görüntüler değil, yolculuğun anlamını da hatırlattı. Gün sonunda ayaklarım ağırlaşsa da zihnim hafiflemişti. Yorgunluk planlı gezmenin doğal bir parçası. Bugün, bunun en iyi örneklerinden biriydi. Pão de Deus (Tanrı’nın Ekmeği) – Üzeri hindistan cevizli, hafif tatlı ve yumuşak hamurlu geleneksel bir kahvaltılık. Özellikle kahveyle birlikte çok iyi gidiyor.
- Fiyatı genelde: 1.50–2.00 € arasında.
Veganlar için badem sütlü kahve veya zeytinyağlı ekmek seçenekleri bazı kafelerde mevcut. “A padaria portuguesa” bu konuda iyi bir zincir alternatif.
4. Gün – Lizbon’da Son Duraklar: Baixa, Sarı Tramvay ve Pink Street
Aslında bu seyahatimin arasında Porto’ya da gittim ancak onu farklı bir blog yazısında paylaşmak istiyorum. Porto’dan Lizbon’a dönüşümün ardından, son günümü şehrin merkezinde daha önce gezemediğim yerleri keşfetmeye ayırdım. Yorgun ama doluydum; bu yüzden rotamı biraz daha yavaşlatıp sokakların tadını çıkarmaya karar verdim.
Baixa ve Praça do Comércio: Şehrin Kalbi
Sabah erken saatlerde Lizbon’un merkez bölgesi olan Baixa’ya geçtim. Simetrik caddeleri, klasik binaları ve kaldırımlardaki taş desenleriyle bu bölge tam anlamıyla Portekiz mimarisinin kalbini yansıtıyor.
Praça do Comércio (Ticaret Meydanı), Tejo Nehri kıyısında geniş bir alan. Tarihte gemilerin karaya yanaştığı, tüccarların mal takası yaptığı bu meydan, günümüzde kalabalık ama etkileyici. Turuncu kemerli binalar arasında yürümek, Lizbon’un geçmiş ticaret imparatorluğunu hissettiriyor.
Meydanda yer alan Rua Augusta Kemeri, terasına çıkış imkânı sunuyor. Yukarıdan şehir manzarası oldukça etkileyici (Giriş: 3 €).

Sarı Tramvay: Nostaljik Bir Yolculuk
Lizbon’un sembollerinden Tramvay 28E ile son gün küçük bir nostalji yaşamak istedim. Eski model sarı tramvayla daracık sokaklardan, tarihi yapılardan, inişli çıkışlı yollardan geçerek bir nevi zaman yolculuğu yapılıyor. İlk durağı Martim Moniz. Bilet: 3,10 € (önceden Viva Viagem kartı ile almak daha ucuz). Çok kalabalık olabiliyor, sabah saatleri daha sakin.
Tramvayla hem Alfama, hem Graça hem de Estrela bölgelerini bir arada görebiliyorsunuz. Camdan dışarı bakarken Arnavut kaldırımlı sokaklar, balkonlarda sarkan çamaşırlar ve yokuşların enerjisi bir araya geliyor.
Pink Street: Geçmişin Gölgesinde Geceye Veda
Günün sonunu Lizbon’un gece hayatının merkezlerinden biri olan Pink Street’te geçirdim. Gerçek adıyla Rua Nova do Carvalho, bir zamanlar şehrin genelevler ve denizcilerle dolu karanlık bölgesiyken, 2011’de geçirdiği dönüşümle renkli ve canlı bir sosyalleşme alanına dönüştü.
Pembe asfaltla kaplanmış bu sokak, üzerindeki neon tabelalar ve renkli tavan ışıklandırmalarıyla dikkat çekiyor. Ancak Pink Street’in asıl cazibesi duvarlarında gizli: geçmişe dair yapılmış duvar resimleri, liman şehri Lizbon’un tarihiyle ilgili ipuçları taşıyor. Denizciler, eski barlar, kadın figürleri, müzik ve fado’nun izleri tüm o pastel renklerin arkasında soluk bir şekilde duruyor.
Sosyal Medya Tüyosu: Pink Street sabah saatlerinde bomboş ve renklerin en parlak haliyle fotoğraf çekmek için ideal. Gece ise hareketli ve kalabalık.
Sokağın çevresinde hem barlar hem de yemek yenebilecek küçük bistrolar var. İsterseniz Fado dinleyebileceğiniz küçük sahne mekânları da bulmak mümkün.

Alkol kullanmayanlar için limonata, soda, meyve kokteylleri gibi içecek alternatifleri sunan kafeler mevcut.
Düşük bütçeli bir akşam yemeği için pizzacılar veya tavuk sandviçleri sunan street food noktaları var.
Daha lüks bir deneyim için “Sol e Pesca” gibi deniz ürünleriyle ünlü mekânlar tercih edilebilir.
Son Alışverişler: Ne Almalı, Nereden Almalı?
Lizbon’da son gün için alışveriş yapmak isterseniz:
- A Vida Portuguesa mağazası nostaljik sabunlar, seramikler ve Portekiz’e özgü retro ürünler için harika.
- Conserveira de Lisboa: Konserve sardalya kutuları ve deniz ürünleri hediyelik için alınabilecek en özgün parçalardan.
- LX Factory: Alternatif tasarım dükkanları, ikinci el kitapçılar ve özgün kırtasiye ürünleri için.
Yalnız Kadın Gezgin Notu: Pink Street geceleri kalabalık ama aydınlatması yeterli. Yine de çanta ve telefon gibi eşyalarınıza dikkat etmekte fayda var. Tramvayda veya alışveriş caddelerinde de benzer şekilde kalabalık ortamlar olduğu için temkinli olmak gerekiyor. Bu son günümde yorgunluk artsa da planlama sayesinde hem güvenli hem de doyurucu bir gün geçirdim.
Yolda1Kadın’ın Yorumu: Lizbon’un sokakları bazen yavaş, bazen kıvrak ama hep hikâye dolu. Son günümde şehrin yüzünü bir kez daha farklı açılardan gördüm: kalabalık ama sıcak Baixa sokakları, nostaljik tramvay sesi, geçmişin izlerini taşıyan pembe sokak…
Yorulmuştum ama doğru bir planla o yorgunluğun içindeki keşfetme hazzını da yaşadım. Gündüz güneş, akşam ışıklar arasında Lizbon’a doyduğumu hissettim.
Yorum bırakın